"Lalenin Öyküsü"...[sarı]
Mitolojiye göre, bir yaprağın üzerindeki çiğ tanesine yıldırım
düşer; alev alan yaprak o haliyle donup kalarak laleye dönüşür.
Göbeğindeki siyahlık da yıldırımdan arta kalan yanık izidir.
Billur bahar yağmurları ile boy atan üç beş yaprağın arasından
çıkan bu nadide çiçek, aşık eder herkesi kendine.
İstanbul'da o yıllarda küçük büyük bahçesi olan herkes koşar
lale soğanlarına. Değerli soğanlara bir avuç dolusu altının
ödendiği bu dönemde, zaman zaman ilginç polisiye olaylar da
yaşanır.
Bir Tac- ı Kayser hadisesi vardır ki anlatılan kayıtlara bile
geçmiştir; O dönemde İstanbul'a sefir olarak atanan bir yabancı,
beraberinde üç değişik lale çeşidinin soğanlarını getirir. Bu
çeşitlerden biri özellikle çok beğenilir ve Encümen- i Daniş bu
laleyi Tacı kayser adıyla adlandırır. Çırağan Saray'ının
bahçesine dikilen Tac- ı Kayser'e muhteşem güzelliği sebebiyle
son derece alaka ve ihtimam gösterilir. Hatta öyle ki, meraklılar bu
güzeller güzelini, özel izin alarak ve görevlilerin refakati ile
görebilmektedirler ancak.
Ne var ki sakınılan göze çöp batar misali, bir yıl sonra meçhul
birisi, bahçıvanla anlaşarak Tac- ı Kayser'in soğanını ele
geçirir ve birlikte ortadan kaybolurlar. Damat İbrahim Paşa, Tac- ı
Kayser'i bulabilmek için lale meraklılarının bahçelerini gizlice
aratır. Bu şekilde netice alamayan Paşa, bu kez tellallar
çıkartır ve soğanı çalanın cezalandırılmayacağını, bilakis
almış olduğu soğanı iade ettiği takdirde
mükafatlandırılacağını ilan eder. Bütün bu değişik ve
kurnazca çabalara rağmen ne bahçıvan bulunabilir ne de soğanı
çalan suç ortağı. Ama Damat İbrahim Paşa'nın süregelen
çabalarıyla Tacı Kayser değilse bile diğerleri İstanbul'un en
seçkin bahçelerini süsler, bir çok evin penceresinde saksılar
üzerinde, lalelerin renkli endamı sokaklara başka bir güzellik
katar.
Bu nadide güzellik sonra sonra bir devre adını verdiği ülkede
unutulur; gözden düşer; gider başka diyarlara yar olur; bugün bile
kıymeti bilinir oralarda.Sudaki iz misali kaybolmasın, özelliği ve güzelliği hep hatırda
kalsın diye.
Laleler fazla suda durmaması gereken bir çiçektir. vazodaki su miktarı sapın 5 cm kadarının suya değmesi yeterli ve faydalı olacaktır.
İnat
Bugün içimde sen vardın yine
Yıllara inat şerefsizliklerine inat
Bugün beynimde sevgi sözlerin vardı
Yalanlarına inat kanmışlıklarıma inat
Bugün kokun sardı vücudumu
Unutulup başka ellere vücudunu teslim etmene inat
Bugün gözlerin vardı
Acı çektiğimi dibe çöktüğümü görmene inat
Bugün ellerin vardı
Ateşlerle yakılıp benim ölümümü izleyip ellerinle gömmene inat
Bugün işte bu gün sordum neydi bu inat
Sevgi idi senin hiçbir zaman yapamayacağın bu inat
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. "O olmazsa yaşayamam" demeyeceksin. Demeyeceksin işte. Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın. Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o'nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini... Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin. Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın. Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları... Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim" diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin... Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, ya da pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...
...İnsan bir dramdaki aktöre benzer. Dünya ve dünyanın tarihiyle ilgili bu dramda, insan yalnızca bir oyuncudur. Oyuncu oynayacağı rolü seçemez, dekora, oyunun kendisine etkide bulunamaz. Tanrı ya da akıl ilkesidir ki, her insanın bu tarih içinde ne olacağını belirler. Dünya sahnesinde bir tiyatro eserindeki oyuncuya benzeyen insan, hiçbir etkide bulunamayacağı şeyler karşısında kayıtsız kalmak durumundadır. Onun kontrol edebileceği tek bir şey vardır: Kendi tavrı ve tutkuları.
O, bir başkasına daha iyi bir rol verildiği için kıskançlık duymamalı, makyajı yapan burnunu çirkin gösterdiği için, kendisini aşağılanmış hissetmemelidir. Yani, insan kendisine ne verilmişse onunla yetinmeli, erişemeyeceği, sahip olamayacağı şeyler için, açlık, kıskançlık duymamalıdır. Bütün bu duygular onu mutsuz kılar. Öyleyse, yapılması gereken şey, akla uygun olmayan duygular, tutkular karşısında, kişinin güçlü olması, bağımsızlığını kazanmasıdır. Bu bağımsızlığa giden yol ise, bilgelikten geçer. İnsan kendisini bu olumsuz duygulardan kurtarabilirse, yani duygusuzluk haline ulaşabilirse, bilge insana özgü olan huzur ve mutluluğa kavuşabilir. Zira, yalnızca bilge insan rolünün ne olduğunu bilebilir...
Epiktetos
•
Çevrende herkes şaşırsa,
bunu da senden bilse,
sen aklı başında kalabilirsen eğer,
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır,
hem kendine güvenirsen eğer,
bekleyebilirsen usanmadan,
yalanla karşılık vermezsen yalana,
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana,
düşlere kapılmadan düş kurabilir,
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer,
ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir,
ikisine de vermeyebilirsen değer,
söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz,
kandırabilir diye safları, dert edinmezsen,
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz,
koyulabilirsen işe yeniden,
döküp ortaya varını yoğunu,
bir yazı turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu
yüreğine, sinirine dayan diyecek
direncinden başka bir şeyin kalmasa da,
herkesin bırakıp gittiği noktada,
sen dayanabilirsen tek
herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen,
unutmayabilirsen halkı, krallarla gezerken
dost da düşman da incitmezse seni
ne küçümser ne büyültürsen çevreni
her saatin her dakikasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyi ile dünya önüne serilir
üstelik oğlum, adam oldun demektir.
TUTAMIYACAGIM SOZLER VERMEM
ADIMLARIMDA "KIM NE DER" DIYE DUSUNMEM
BASIT KISILERLE POLEMIGE GIRMEM
DUNYADA KIMSE UZULSUN ISTEMEM
BAZI SEYLERI ASLA AFFETMEM
ACIYI TANIDIGIM ICIN KIMSEYE CEKTIRMEM
CESARETSIZLIGI; GURUR’LA ORTMEM
YALAN VE TAKTIKLERLE UGRASMAYIN YEMEM!..
DOSTLARIMA LAF ETTIRMEM
TUTKULARIM VARDIR VAZGECEMEM
GIDIYORSA EGER,OLSEM BILE DON DEMEM
TABULARIMIN YIKILMASINA IZIN VERMEM
GUVENMEDIKCE SEVMEM
"HAYATIMI" KIMSENIN BOZMASINA MAAL VERMEM..
AGIR GELIYORSA BUNLAR,FIRAR SERBEST BENDE USTELEME